0 yorum var - 13 Temmuz 2008 23:37
bir kaç gün sonra 27(yok yok 26)yaşıma giricem 3 sene sonra 30(yok yok 29)!!!
e bi 5 (yok yok 6)sene sonra yolun yarısı der Tarancı...Nasıl geçti anlamadım yıllar daha sanki dün anneme dikleniyordum ben bir 18 olayım göreceksin diye..Şimde ne bu yaşlanmaktan korkar hallerim?genç yaşta anne olmak,mutsuz bir evlilik,yarım bırakılmış bir okul,boşanma sonrası fazla özgürlüğün verdiği mutsuzluk ve bunalımlar...şimdi bakıyorumda ne kadar çok üzmüşüm kendimi saçma sapan şeylere...Bir yandanda halen kendimle harp içindeyim neden böyle yaptım neden böyle söyledim diye...hayatıma dışardğim bakmayı beceremem pek ama şimdi bakabiliyorum...1 yıl öncesine kadar aldırmazdım çoğu şeye şimdi derinlemesine düşünüyorum...evet sanırım yaşlanıyorum bildiklerimi kızıma anlatamadan daha yeni şeyler öğreniyorum ona yetemeyeceğim için üzülüyorum ....şu hayat kavgasının içinde beni kaygılandıran tek şey bu artık...gerçek aşkı bulup sadece yalanlara göz yummadığı için yitiren ben günlerdir ağlıyorum oysaki kızımın babasından ayrılırken ne kadarda duygusuzdum...kızmıyorum yinede kendime yanlışlarımla ve doğrularımla kendimi seviyorum mecbur olduğum için değil yaşamak güzel olduğu için...
0 yorum var - 11 Temmuz 2008 02:46
sonsuz sevdam... sevdim seni öyle apansız çıktın ki karşıma afalladım ilk önce sanki gökyüzünde rüzgar nereye götürürse gidecek bir kuş tüyüydüm aldın yüreğinin en güzel köşesine sakladın beni...kötülüklerden korudun,geçmişin acımasız izleri silindi birden aşkınla...sensiz nasıl bir boşluktayım bilemezsin bilsen beni bir daha asla sensiz bırakmazdın...bir insanın bir insanı bu kadar sevmesi zor herşey zorlaşıyor seni göremediğim anki huzursuzlanmalarım inan ki bundan...sonra her seferinde sensiz olamayacağımı anlıyorum ,söylesene nasıl vazgeçerim senden her haline ayrı aşığım...bir şeyini değil herşeyini,bütünlüğünü seviyorum... her halin ayrı güzel benim için ... elini yüzümde gezdirmen,,kızgınlığın,öfken,hırsın,gururun,kıskançlığın,benimle dalga geçmen,gülüşün,nefesin,tutkun,sabrın,ruhun,bedenin,aşkın,sertliğin,sarhoşluğun,ağlayışını,duruşunu,ruhunu,bedenini,tenini,tadını,tuzunu,huyunu suyunu seni sen yapan ne varsa ben onu seviyorumm...aşkından kendimi kaybediyorum bazen deliler gibi gülerken bazen durduk yerde kalbime bir hançer saplanıyor,ayrıldığımız andan itibaren seni düşünmeye başlıyorum hayalin hiç ayrılmıyor yanımdan özlüyorum sesini,dokunuşunu...iyiki senin olmuşum ne iyi yapmışım diyorum...sen benim başıma gelen en güzel şeysin...seninle tamım ben bir daha yarım kalmak istemiyorum...dua ediyorum hep benim kalasın diye...ve her zamanki gibi anlatamıyorum aşkımıi...sayfalarca yazsam havada kalıyor bir şeyler...biliyorum ve diliyorum güzel günler gelecek hep beraber olacağız şimdiki kavgalarımızla dalga geçeceğiz hayat o zaman bir nebze kolaylaşacak... hayat beni yada seni nereye sürüklerse sürüklesin şunu bilki bir seni sevdim böyle çocuk ve hep seni seveceğim...sevgi dedikleri şeyin anlamı bende hayat buluyor....Seni çok seviyorum deniz böörülcem...
0 yorum var - 11 Temmuz 2008 02:42
Günlerden bir gün, evrenin bir noktasında, küçük bir tırtıl gözlerini hayata açmış. Doğal içgüdüleri ile hemen beslenmeye başlamış. Ne bulursa yemiş. Bir süre sonra, yeterince büyüdüğünde, kendine güvenli bir yer bulup, bir koza örmeye başlamış. Bu kozanın içinde geçirdiği uzunca bir sürenin sonunda da, rengarenk kanatlı bir kelebek olup çıkmış. Minik kelebek, uçabiliyor olmanın da verdiği mutlulukla uçmaya başlamış. Dağlar tepeler aşmı ş, ormanın her yerini dolaşmış. Derken bir vadiye gelmiş. Rengarenk çiçeklerin bulunduğu bir vadiye. Etrafına şaşkın şaşkın bakarken,vadinin öbür ucunda bir papatya görmüş. Bir anda afallamış. Ne düşüneceğini,ne yapacağını bilememiş. İçinden "Ne muhteşem bir çiçek" diye geçirmiş. Ve vakit kaybetmeden yüzlerce renkli, hoş kokulu çiçeğin üzerinden geçip doğruca onun yanında almış soluğu. "Merhaba" demiş papatyaya, "Sizi uzaktan gördüm ve yanınıza gelmek istedim." Nazlı papatya şöyle bir bakmış konuğuna ve "Merhaba" demiş, "Ben de yalnızlıktan sıkılmıştım zaten." Ve konuşmaya başlamışlar. Kelebek ona hayat hikayesini, nerede dünyaya geldiğini, geçtiği ormanı, tepeleri anlatmış. Papatya da ona kendinden bahsetmiş. Birbirlerinden gerçekten hoşlanmışlar. Kelebek bütün zamanını papatyayla geçirmiş. Gece olunca beraber yıldızları ve ateş böceklerinin danslarını seyretmişler. Gündüz olunca kelebek, kanatlarıyla papatyayı güneşin yakıcı ışınlarından korumuş. Minik kelebek papatyayı çok sevmiş. O kadar çok sevmiş ki, bir türlü onun yanından ayrılamamış. Papatyanın da onu sevip sevmediğini merak ediyormuş. Ama cesaret edip de bunu papatyaya söyleyememiş bir türlü. Onu kırmaktan, incitmekten, bu yüzden kaybetmekten korkmuş. Papatya da kelebeği çok sevmiş ama o da bir türlü söyleyememiş sevgisini. Duygularının karşılığının olmayacağından, bu yüzden kelebeği kaybedeceğinden korkmuş. Böylece iki sevgili yan yana, ama sevgilerini paylaşmadan sürekli sohbet etmişler.Böylece saatler saatleri kovalamış.
Günler geçip de, kelebek artık zamanı kalmadığını, gücünün tükendiğini anlayınca, papatyaya dönmüş ve "Üzgünüm, ama senden ayrılmam gerekecek" demiş.
Papatya buna bir anlam verememiş. "Neden" demiş. "Yoksa benim yanımda mutsuz musun?" "Hayır," demiş kelebek.
Bilakis, sen benim hayatıma anlam kattın. Fakat biz kelebeklerin ömrü sadece üç gündür. Ve ben de ömrümü tamamladım. Artık kelebeklerin hiç ölmediği bir yere gitmeliyim.
Papatya bu duruma çok üzülmüş. Ama yapacak bir şey yokmuş zaten.
Kelebek artık hiç gücünün kalmadığını, daha fazla tutunamayacağını fark ettiğinde, son bir gayretle papatyaya "Seni seviyorum" diyebilmiş ancak.
Papatya donakalmış. Sadece "Ben de..." diyebilmiş kelebeğin arkasından.
Ardından da gözyaşlarına boğulmuş. İçinden "Keşke onun da beni sevdiğini bilseydim. Keşke onu sevdiğimi söyleyebilseydim." diye geçirmiş.
Papatya, sevdiğinin onu sevdiğini bilmeden geçirdiği günlerin acısına dayanamamış.
Bir süre sonra yaprakları önce solmuş, sonra da dökülmeye başlamış.
Her düşen yaprakta papatya, içinden "Seviyormuş" diye geçirmiş.
İşte o günden beri, bunu bilen aşıklar, sevgililerine soramadıklarını hep papatyalara sormuş.
Seviyor Mu, Sevmiyor Mu diye... Benim falım seviyor çıktı...
1 yorum var - 09 Temmuz 2008 14:38
bendim gözlerine bulaşan uykusuzluk,yanıbaşına bağdaş kurup oturan yanlızlık, 3 şekerli çayın kokusu,ellerinin titreyişi.... içersin tütünü dumanının ben olduğunu bilmeksizin.. ve ben seviyorum seni elimden bir şey gelmeksizin...
2 yorum var - 09 Temmuz 2008 01:48
Dudagima, çocuksu susuzlugumla asla doyamadigim öpücüklerinden birini kondurup gittin. "N'olur öyle bakma bana" dedin en son... Daha birkaç dakika önce, gözlerimde varliginla alevlenen yasam sevincinin yerine, boyun egmis, donuk ve daha simdiden hasretinle kavrulmus bir karanligi birakip gittin... Dolmustu zamanin... Yüregimdeki kum saatini, o göz açip kapayincaya kadar geçen "sen"den, sanki asirlarca tükenmek bilmeyen "sensizlige" tersyüz ederek gittin. Içimde, günlerdir yoklugunla zayiflamis, kalbi kupkuru kalmis ask çocugunu sevginle emzirme sarhosluguyla delirdigim su "üç saatin" içindeki yüzlerce "an"i "ani"ya dönüstürerek... Önce gözlerim öksüz kaldi yoklugunda. Sonra, nefesinin o bugulu sicakligindan mahrum kalan evimin rutubet kokulu duvarlari... Gittin...İki askin arasinda saskin, ürkek ve çaresiz bir çocuk gibi savrulan kalbini cebine koyup, baska bir eve gittin uyumaya. Artik senin degildi evin,. "sizin"di. Benim özledigim o eski evin degildi gittigin...
1 yorum var - 08 Temmuz 2008 16:07
Çevresine bakınıp kimseyi göremeyen Küçük Prens:
- Günaydın,. dedi tatlı bir sesle.
- Buradayım, dedi ses, elma ağacının altında.
- Kimsin sen? dedi Küçük Prens. Güzelliğine diyecek yok.
- Ben tilkiyim.
- Gel oynayalım. Canım çok sıkılıyor.
- Seninle oynayamam, evcil değilim.
- Kusuruma bakma, dedi Küçük Prens.
Biraz düşündükten sonra ekledi: - «evcil» ne demek?
- Buralı değilsin besbelli. Ne arıyorsun burada?
- İnsanları arıyorum. "Evcil" ne demek?
- İnsanlar, dedi tilki, insanların tüfekleri vardır. Ava çıkarlar. Hepimizin rahatını kaçırırlar. Bir de kümeslerde tavuk beslerler. Başka dertleri yoktur. Yoksa piliç mi arıyorsun?
- Hayır, dost arıyorum. "Evcil ne demek?
- Artık kimselerin umursamadığı bir geleneğin gereği. Bağlar kurmak demektir.
- "Bağlar kurmak» mı?
- Evet. Sözgelimi sen benim için şimdi yüzbinlerce oğlan çocuktan birisin. Ne senin bana bir gereksinmen var, ne de benim sana. Ben de senin için yüzbinlerce tilkiden biriyim. Ama beni evcilleştirirsen, birbirimize gereksinme duyarız. Sen benim için dünyada bir tane olursun, ben de senin için.
- Biraz biraz anlıyorum, dedi Küçük Prens, bir çiçek var .. Galiba beni evcilleştirdi.
kokunla irkilmek, adınla uyanmak, sensiz öksüz kalmakmış İstanbul'da....
|
|